Loading...
en

Kadında Şiddet Nasıl Önlenebilir? from Prof. Dr. Oğuz POLAT's blog

Şiddetin her yerde ama özellikle de kadında şiddetin çok artış gösterdiği günleri yaşıyoruz. Aslında moda deyimle şiddet sarmalı her yeri sarmış vaziyette. Gerçekten şiddetin tüm ortamları ve çevremizi ele geçirmiş olduğu gözükmekte.


Herkes aynı soruyu soruyor. Bu şiddet nasıl önlenecek? Özellikle şiddetin düzeyinin okulundan evine dönen üniversite öğrencisi Özgecan’ın hunharca öldürülmesine kadar uzanması herkesi dehşete düşürmüş durumda. 


Olayın boyutu sadece balkondan seyrederek görüş beyan etme aşamasını çoktan geçmiş, yaşam güvenliğini tehdit eden duruma girmiş vaziyette. Akşamüstü okulundan evine dönen üniversite öğrencisi Özgecan’ın başına bu geliyorsa herkes her şeyi yaşayabilir kaygısı itiraf edilmese de herkesin beyninde dolanan ana fikir. 


Devletin konuyla ilgili birimlerinin açıklamalarını dinleyenler acaba bunlar yeterli olabilecek mi sorusunu soruyorlar. İçişleri bakanlığı, Aileden sorumlu ve sosyal politikalar bakanlığı,Milli Eğitim bakanlığı ile Başbakanlık açıklamalarını dinliyoruz. 


Bu konuda yapılması gerekenleri şiddetin önlenmesi konusunda yol almış ülkelerin yaptıklarından yola çıkarak kısa bir analiz yapalım. 


Olayı iki boyutta değerlendirmek gerekmektedir;


1- Olayı yaşayanlara hem mağdur boyutunda hem de saldırgan boyutunda neler yapılmalı ? İlk ve acil olarak bu konudaki önlemlerin ve uygulamaların değerlendirilmesi önemlidir. Ancak bunun tartışıldığı ortamlarda tüm yapılabilecekleri göz ardı edip tartışmayı bu suçu işleyenlerin idam cezası alıp almaması noktasından başlamak hem büyük bir yanlıştır hem de diğer önlemlerin konuşulmasını gölgelemektedir. Bu konuda da cinayeti başka bir cinayetle çözülemeyeceği noktasından değerlendirdiğimi ifade ederek devam edeyim. 


2- İkinci boyut ise koruyucu önlemlerin tartışılmasıdır. Bu olayın meydana gelmesini önlemeye yönelik uzun dönemli çalışmaları içeren ve sonuçların hemen gözükmediği çalışmalardır. Ama hemen bugün başlanması ve çalışmaların yaygın ve süreklilik gösterecek şekilde sürdürülmesi çok önemlidir. Farkındalıkla başlayan,bilgilenmeyle devam eden ve bilinçlenmeyle sonuçlanabilen bir süreç uzun dönemde oluşan ama başarıldığında da çok önemli sonuçlar verebilen bir boyuttur. 


Olay anından başlayarak saldırganlar için söylenmesi gereken ilk nokta caydırıcılık prensibidir. Caydırıcılık iki şekilde sağlanmaktadır. Bunlardan ilki sıfır tolerans olarak isimlendirilen ve geçmişte New York kentinin şiddetten arındırılmasını sağlayan prensibin tavizsiz uygulanmasıdır. Bu çok önemlidir. Çünkü işlenen bir suç potansiyel olarak bu suçu işlemeyi düşünen kişileri cesaretlendirebilmekte ve onların da cinsel şiddet suçu işlemesini sağlamaktadır. Bakıldığında da sansasyon yaratan cinayetlerin hemen ardından benzer suçların artış göstermesi de bunun somut göstergesidir. Kişiyi öldürdükten sonra parçalamak ve onları çöpe atmak hiç rastlanmayan bir olayken şimdi karşımıza çıkan bir boyuta dönmüştür. Bu bir tür copycat diyebileceğimiz- cinayet yöntemi taklidi -hareketidir. 


Caydırıcılığın sağlanması da iki aşamada değerlendirilmelidir. İlki kolluk gücü yani polisin bu olaylardaki tutumunun net ve buna yönelik olmasını sağlayacak eğitimi almaları sağlanmalıdır. Amerikan polisi bu konularda eğitilmiş ve kesin talimatlarla bu tip olaylarda ne yapmaları gerektiği tekrarlayan eğitimlerle öğretilmiştir. Buradaki davranış modelinin polisin dünya görüşü ya da kişisel değerlendirmesinden etkilenmeyecek bir disiplinle sağlanması çok önemlidir. Bizde ise polisin bir çok olayda aile meselesi biz karışmayalım, hadi karı-koca arasında bu tip olaylar olur yaklaşımlarıyla olayı değerlendirdikleri bireyin hakkını ve korunmasını değil kurumun korunmasını ön plana aldıkları görülmektedir. Aile bütünlüğü önemlidir ama ancak kişi güvenliği sağlandıktan sonra göz önüne alınması gerekmektedir. Bunun öğretilmesi şiddet olaylarında çok önemlidir. 


İkinci grup ise yargı çalışanlarıdır. Bu suçu işleyen bir kişi çok ağır ceza alacağını bilmeli ve bunun hiçbir şekilde indiriminin olmayacağının bilincinde olursa bu caydırıcılığı sağlayan bir boyut olacaktır.Kişisel görüşüm yargı konusunda şu çelişkinin çözümünün yapılması gerekliliğidir. Ceza kanunlarındaki maddeler gerçekten solid ve yeterince suçun karşılığını oluşturacak cezayı içeren düzeydedir. Ama uygulamada bu suçların hemen hepsinde hakimlerin ve savcıların iyi hal indirimine başvurdukları, tutukluğu kaldırdıkları gibi uygulamaları görmekteyiz. Bunun sosyolojik boyutta tartışmasını burada yapmak istemem ama polislerde olduğu gibi hakim ve savcıların da kadına yönelik şiddet olgularında değerlendirmelerini yaparken takım elbise giymiş olmayı ya da olay anında mağdurun çeşitli durumlarının hafifletici olduğu gibi yaklaşımların objektif görüşü zedelediği ve caydırıcılığı azalttığı görülmektedir. 


Bunlardan başka olay anında yapılması gerekenlerin de gözden geçirilmesi çok önemlidir. Özellikle evde şiddetin önlenmesi konusunda aşama kaydetmiş ülkelerdeki uygulamalarda kısa sürede müdahale edilebilmesi ve kadının (% 90 ları geçen oranlarda mağdur hep kadın olmaktadır.) güvenliğinin sağlanabilmesi çok önemlidir. Bunun için en etkili yöntemin etkin olabilen alo –imdat hatları ile güvenli sığınma evleri olduğu görülmektedir. Bu konuda sadece 183 alo imdat hattıyla sınırlı telefon uygulamasının ve her geçen gün sayıları azalan sığınma evlerinin durumu göz önüne alındığında sınıfta kaldığımız görülmektedir. İtalya alo-imdat hatlarıyla önemli işler başarmıştır. Sığınma evleri ise artmak yerine her geçen gün kapatılan kurumlardır. Bu çok dikkat çekicidir. Çünkü özellikle evde kocası ya da partneri tarafından şiddete maruz kalan bir kadının ilk gereksinmesi tehlike bölgesi olan evden kaçmak ve kalabileceği bir yer bulmaktır. Krizin en önemli aşaması kalacak yerdir. Sığınma evleri bu soruna cevap olabilecek girişimler olarak ön plana çıkmaktadır. Belediyelerin ve devletin bu sorumluluğunu yerine getirmemesi, kadına yönelik şiddetin arttığı ülkemizde öldürülme oranlarını da arttıran temel unsurların başında gelmektedir. Mutlaka sığınma evleri hemen açılmalı ve gizlilik, güvenlik gibi koşulları sağlanmalıdır. Elektronik kelepçe, tehlike butonlarının ancak hemen olay yerine gelen güvenlik güçleri olan yerlerde etkili bir caydırıcı unsur olduğu ama maalesef bizde bu durumun olmadığı göz ardı edilmemelidir. Bunlar ülkemiz için kurtarıcı olamayacak yöntemlerdir. 


Son olarak da yurttaş bilinci üzerinde bir şey söylemek istiyorum. Bir çok olayın çevresindeki insanlar tarafından görülmesine karşın müdahale edilmediği saptanmıştır. Eski dönemde Adana’da sokak ortasında karısına 32 bıçak darbesini 2 saat boyunca saplayan kocaya, daha dün İstanbul’da karısını evde parçalayarak çöpe atan adamı biz sesleri duyduk ama karışmadık diye medyaya demeç veren komşular örneğine kadar bir çok örnek olgu bulunmaktadır. Mutlaka ve mutlaka bu tip olaylarda hemen ihbar yapılması gerekliliğini anlatabilmek ve bu bilinci yerleştirebilmek önemlidir. Hemen müdahale edebilen alo –imdat ekipleri ve polisin ortak çalışmasıyla bu çok önemli bir caydırıcılık unsuru olacaktır. Bugünkü ben ne istersem yaparım yaklaşımının da önüne set gerecek çevre baskısı da saldırgana istediği gibi davranabilme özgürlüğünün ortadan kalkması sonucunu getirecektir. 


Uzun dönemde ise toplum eğitimi çok önemlidir. Bu eğitim kısa ve orta dönemde konuyla ilgili çalışan tüm meslek gruplarına verilmelidir. Bu problem ancak multidisipliner çalışmayla aşılabilecek bir problemdir. Bu yüzden ilgili meslek grupları başta sağlık, hukuk, yargı, eğitim, psikoloji, kolluk güçleri olmak üzere tüm gruplara bu konuda bilgilenme ve bilinç oluşturma çalışmaları yapılmalıdır. 


İkinci aşama ise toplum eğitiminin verilmesidir. Bu çok farklı boyutlarda değerlendirilmesi gereken bir konudur. Özellikle toplumu etkileyen kişi ve kurumlar ile ulaşılabilecek kanal ve yöntemlerle bu sağlanmalıdır. Bu konu kamu spotu kavramından çok daha fazlasını ifade etmektedir. Lider konumundaki kişilerden başlayarak şiddeti kullanılan ifadelerden çıkartmak, çözüm için uzlaşmayı ön plana çıkarmak ve bireyin önemi ve değerini anlatabilmek çok özetle yapılması gereken öncelikli eylemlerdir. Burada cinsiyet ayrımcılığının, şiddet toleransının ve diğer başka sosyal değerlerin de eklenmesi gerekir ama yazının hacmini çok aşacağından sadece bunları belirterek yazıya son vermeden önce mağdur olan,şiddeti yaşayan kişinin hemen polis ve yargıya başvurarak hakkını arayabilmesi pratikte zor gözükse de gereklidir ve bunu ilk adımı da adli rapor alarak hasarın resmi olarak tespitinin yapılmasıdır. Bu kişinin hakkını koruyabileceği en önemli belgedir. 


Share:
Previous post     
     Blog home

The Wall

No comments
You need to sign in to comment

Post

By Prof. Dr. Oğuz POLAT
Added Feb 20 '15

Tags

Rate

Your rate:
Total: (0 rates)

Archives